MEDİNE


O nurlu şehir ki Hatemü’l- Enbiya orada, Resulullah’ın dünya ve ahiret arkadaşları Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer orada, ahirete açılan dünya penceresi, cennet bahçesi ve Mescid-i Nebevi orada. Başta Hz. Osman (R.A.) olmak üzere 10 bin sahabinin medfun bulunduğu Cennetü’l Baki orada, başlarında Hz. Hamza’nın bulunduğu 70 şehitle kendisine bakan gözleri nurlandıracak Uhud Dağı orada. Kıblemizin değiştiği Mescid-i Kıbleteyn, Takva üzerine bina edilen Mescid-i Kuba ve Yedi Mescidler orada.

Eski ismi Yesrib olan bu şehire, Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in bu şehri nurlandırması ile Darül-hicre, Medinetünnebi, Medine-i Münevvere denilmektedir.

Medine-i Münevvere, Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in hicret vatanıdır. Başkaları yardım elini çekerken, yardım elini uzatan şehirdir. İslam devletinin ilk başşehridir. Din-i Mübin-i İslam’ı tebliğ için yabancı ülkelere elçiler göndererek onları İslam’a davet ettiği şehirdir. Mekke-i Mükerreme’den sonra en mübarek şehirdir. Kur’an-ı Kerim’in yarıdan fazlasının indirildiği yerdir.

Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin bütün beldelerden üstün olduğu üzerine ittifak vardır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyorlar ki: Medine, İslam’ın kubbesi, İman’ın yurdu, hicret mahalli, helal ve haramın açıklandığı makamdır. (Terğib 2/228)”

Kimin Medine’de ölmeye gücü yeterse orada vefat etsin, muhakkak ben, burada vefat edenlere şefaat edeceğim. (Terğlb 2/223)

Medine-i Münevvere’ye saygı ve hürmet gerekir. Burada yapılan ibadetlerin gerek feyizinde gerekse neticede ihsan olunan sevaplarda üstünlük ve fazlalık vardır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de ikamet etmek, nefsine güvenip oranın haklarına ve edeplerine riayet edemeyecekler için mekruhtur. (Lübab Şerhi s.351)

İmam-ı Malik (R.A.) Medine’ye girdiği zaman, binmesi için katır getirdiklerinde yürüyemez durumda (mazeretli) olduğu halde, “Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in mübarek ayaklarıyla bastığı bir yeri katırın ayakları ile çiğnemek bana münasip değildir.” diyerek katıra binmeyi reddetmiş ve Resulullah’ın huzuruna zorlukla ulaşmıştır.

Şair Nabi bir heyetle beraber hacca gider. Medine-i Münevvere’ye yaklaştıkları zaman heyetteki bir paşanın ayağını uzatıp yattığını görür ve seslice şu beyti okur:

Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu;

Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.

Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette

Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil

Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu

Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir

Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu

Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,

Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.

Manası:

Edebi terk etmekten sakın. Zira burası Allahü Teâlâ’nın sevgilisi olan Peygamber Efendimizin bulunduğu yerdir.

Bu yer Hak Teâlâ’nın nazar evi, Resûl-i Ekrem’in makamı dır.

Burası Cenâb-ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir.

Fazilet yönünden düşünülürse Allahü Teâlâ’nın Arşının en üstündedir.

Bu mübarek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi.

Yaratılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.

Gökyüzündeki yeni ay, onun kapısının yüreği yaralı aşığıdır.

Bunun kandili dahi ışığının nurunu ondan almaktadır.

Ey Nâbî! Bu dergaha edebin şartlarına riayet ederek gir!

Zira burası büyük meleklerin, etrafında pervane olduğu ve Peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir..

Bu mısraları işiten yüksek rütbeli kişi, hemen ayaklarını toplayarak doğruldu: -Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?..diye sordu.

Nâbî: -Daha önceden hiç söylememiştim. Şu anda sizi bu halde uzanmış görünce elimde olmayarak söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok.

Sabah olunca müezzinlerin minarelerden bu beyitleri söylediklerini görünce sorar: Siz bu beyitleri kimden öğrendiniz? Cevap verirler: “Bu gece Efendimiz bize bu beyitleri talim ettirdi ve minarelerden söylememizi emir buyurdular” derler.

Ecdadımız bu mübarek beldeye çok saygı göstermişler: Abdülhamid Han Hazretleri Hicaz Demiryolu’nun yapımı sırasında demiryolunu yapan ekibe (hürmet ve tazim ifadesi olarak) şu talimatı vermiş: “Medine-i Münevvere’ye yaklaştığınız zaman mümkün olan aletlerin üzerine keçeler sarmış ki, fazla gürültü olmasın. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in ve burada yaşayanların ruhları rahatsız olmasın.”