HUDEYBİYE

Harem hudutları haricinde, Mescid-i Harama 22 km, şu an Şümeys diye isimlendirilen yerdir.

Efendimiz’in (S.A.V.) 1400 sahabe ile tam üç hafta konakladıkları bu yer son derece stratejik bir konuma sahiptir.

Çünkü Mekke’den gelecek herhangi bir kişinin görünmeden buraya yaklaşması mümkün değil. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in yerleşme sonrasında ilk işi Mekke’ye bir elçi göndererek niyetlerini aktarmak olur. Bu amaçla da Hz. Osman seçilir.

Buralara savaşmak için değil sadece haccetmek için geldiklerini anlatmak üzere Mekke’ye doğru yola çıkan Hz. Osman’ın ayrılmasından bir süre sonra “Müşrikler Hz.Osman’ı şehit ettiler!” şeklinde acı bir haber alınır. Bu haber sahabelerin arasında bir infial meydana getirir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) orada bulunan bir ağacın altında tüm sahabeden biat alır. Bu biata “Rıdvan Biatı” denmektedir.

Bir süre sonra haberin asılsız olduğu anlaşılır ve Mekke’den gelen elçiler ile görüşmeler başlar. Gelen birkaç elçi ile anlaşmaya varılamaz. Çünkü hepsi de kendi katı çizgilerinden taviz vermek istemezler.

Görüşmelerin tıkandığı bir sırada Mekke yönünden görüşme yapmak üzere gelen bir kişi görünür. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) gelen kişinin kim olduğunu sorar. “Süheyl b. Amr” derler. Efendimiz “İşte anlaşmaya varabilecek bir kişi.” diye mukabelede bulunur.

Gerçekten de Süheyl b. Amr birçok müşrike göre daha mülayim bir insandır. Nitekim görüşmeler olumlu bir çizgide devam eder ve anlaşmaya varılır. Sadece birkaç konuda sinirler gerilmiştir.

Bunlardan bir tanesi anlaşmanın başında geçen

“Allah’ın Resulü Muhammed” ibaresidir.

Süheyl “Biz bunu kabul etseydik zaten bu anlaşmaya gerek kalmazdı.” der.

Efendimiz maddeleri yazan Hz. Ali’den bu ibareyi silmesini ister. Fakat Hz. Ali’nin eli buna varmaz.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bizzat kendi eli ile ibareyi silerek yerine “Abdullah oğlu Muhammed” yazdırır.

Anlaşmanın en kritik anı imza aşaması olmuştur. Çünkü anlaşma henüz imzalanmıştı ki Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebu Cendel, ellerinde zincirlerle çıkageldi. Kendisini Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in yanına atıp “Kurtar beni ya Resulullah” dedi. Babası Süheyl, oğlunu İslâmiyet ile şereflendi diye zincire vurmuştu. Hz. Peygamber Süheyl’den Ebu Cendel’i kendisine vermesini istedi. Ama Süheyl bunu kabul etmedi. Çünkü anlaşma maddelerinden biri de “Müslümanlardan bir kişi müşriklere sığınırsa geri verilmeyecek, fakat müşriklerden bir kişi müslüman olduğunda teslim edilecek.” ibaresi idi. Peygamberimiz göz yaşları içinde Ebu Cendel’i geri verdi. Gerçekten de anlaşmanın maddeleri görünüşte müslümanların aleyhine gibiydi fakat kader bu maddeleri kısa bir süre içinde müslümanların lehine çevirdi ve görülmemiş bir fütuhat gerçekleşti.

Hudeybiye’nin en can alıcı sahnelerinden birisi de buradaki üç haftalık konaklamanın son günlerinde yaşanan hadisedir. Anlaşmaya göre o yıl hac yapılmayacaktır.

Efendimiz sahabelerine, kurbanlarını kesmelerini, Mekke’ye girmeden Medine’ye geri döneceklerini söyler ancak sahabelerde hiç hareket yoktur. Hiçbiri kurbanını kesmeye yönelmez.

İşte tam bu sırada Efendimiz, çadırına girer ve eşi ile bu konuda istişare eder. Efendimiz’in bu davranışı bize önemli bir hakikati anlatmaktadır. O ahlâkın en güzeli ile ahlaklanmış olduğu için eşinin görüşlerine değer veren bir insandı. 

Nitekim eşi de: “Siz kurbanınızı kesin ya Resulullah, sahabe sizi arkanızdan takip eder.” der ve gerçekten de Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in kurbanını kesmesinden sonra tüm sahabeler kurbanlarını kesmişlerdir. 

O sene Kurbanlar kesilerek umre yapılmadan dönüldü.