CENNET-ÜL BAKİ
BU RESİME BAKINCA NE HİSSEDİYORSUNUZ?
Ben hissettiklerimi söyleyeyim. Ben bu resmi ilk gördüğümde uzun uzun baktım. Bir anda orada Cennetü’l Baki’de defnedilmeyi diledim ve bunun için dua ettim. Bir anda içimde bir huzur, kalbimde bir sıcaklık hissettim. O ne güzel bir manzara Cennet’ül Baki mezarlığı ve arkasında En Sevgili. Allah C.C.’nin “Sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım” dediği ve Enbiya Suresi 107.Ayet’te “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” . (Enbiya Suresi 107.Ayet) dediği Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.).
Ben günahkar fakir, Günah denizinin içinde yaptığım ibadetler ile Allah CC’nin rızasını kazanma yolunda ne kadar başarılı oluyorum, başarılı olmayı bırakın yaptığım dediğim ibadetlerimi acaba hakkıyla yapabildim mi? Her namazdan sonra “Allah’ım hayırlı ömür ve hayırlı ölüm nasip eyle (Amin)” diye dua ederek af dilemek, bıkmadan her defasında ısrarla af dilemek başka bir seçeneğimiz yok.
Bunları düşünürken bir aklıma O Sevgilinin sözü geliyor:
“Kimin gücü yeterse Medine’de ölsün. (Bana komşu olsun) çünkü ben Medine’de ölene mutlaka şefaat ve şehadet edeceğim.”
Bu ne güzel bir haber, ne güzel bir müjde. Bu hadisin sahih olmadığını söyleyenler çıkacak, söylesinler.
Enfal Suresi 33. Ayette “Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.”diyor yüce yaratan.
Şimdi diyeceksiniz ki ikisinin bir biri ile alakası ne? Olmayabilir, benimle birlikte hayal edin, Hz. İbrahim’in çağrısına
“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk la şerike lek”
“Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”
diyerek cevap veren ve nefsini yenip kutsal topraklara giden bu günahkara Medine’de ölmek nasip oldu ve Cennet’ül Baki’ye defnettiler ve Allah Resulüne komşu oldu. Benim için bundan daha büyük bir lütuf olabilir mi? Ümmetim Ümmetim diye Allah’a yalvaran bir Peygamber’in ümmeti olmak için çalışan ve ona misafir olan bir kişiye, “Benim Rahmetim Gazabımı geçmiştir” diyen Yüce Allah kabirde onun yanında azap eder mi?
Ebu Hureyre (R.A.) şöyle dedi:
“Resulullah (S.A.V.).bir mezarlığa gitti ve:
‘Selam sizlere ey mü’min topluluklar yurdunun sakinleri! Şüphesiz bizler de inşallah size kavuşacağız’ dedi, sonra Resulullah (S.A.V.).:
‘Keşke biz kardeşlerimizi görseydik diye arzu ettim’ dedi. Sahabeler:
−Ey Allah’ın Rasulü! Biz senin kardeşlerin değil miyiz? diye sordular! Resulullah (S.A.V.).:
−‘Hayır, siz benim ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise, daha sonra gelecek olanlardır. Ben, onlardan önce havuzun başına varmış olacağım’ dedi. Sahabeler:
−Ey Allah’ın Resulü! Henüz senin ümmetinden gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın? diye sordular! Resulullah (S.A.V.).:
−‘Sizden herhangi bir adamın, alnında ve ayaklarında beyazlıkları bulunan atları olsa ve bu adamın atları siyah atlar arasında bulunsa, adam kendi atlarını tanımaz mı?’ dedi. Sahabeler:
−Elbette tanır, ey Allah’ın Resulü! dediler. Resulullah (S.A.V.).:
−‘Onlar kıyamet gününde abdest almalarından dolayı alınları, kolları ve ayakları parlak geleceklerdir.’
Ey Sevgili, bu dünyada Senin ümmetin olma yolunda kaplumbağa misali ilerlemeye çalışan bu fakir haddim olmayarak görmeyi arzu ettiğin kardeşin olarak seni ziyarete geldim.
Ey Sevgili bu duama icabet et.
“Ey Allah! Resulünün hatırına, Ben İlahlığının azameti hürmetine, Rabliğinin sırları bahşına, daimi izzetin hatırına, şekilden ve benzerden münezzeh olan Zat’ın hakkı için, (erkeklik-dişilik ve günah işlemek gibi beşeri vasıflardan uzak ve) üstün sıfat sahibi melaiken hürmetine, kendisini nurların kapladığı Arşın’ın ve onda bulunan sırlar bahşı hakkı için Senden dilerim ki bana inançta ve amelde istikamet bahşedesin, dinin ve Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadı üzere Taybe (Medine)’de ölmeyi nasip edesin.” AMİN AMİN AMİN
Ramazan AYCİL
CENNETÜ’L BAKİ
Mescid-i Nebevi’nin doğu tarafındadır. Resulullah (S.A.V.), Medine’ye hicretten sonra “Garğad” ağaçları ile kaplı olan bu yeri “Cennetü’l Baki” adıyla meşhur olacak olan kabristanlık haline getirmiştir. Buraya ilk olarak Peygamberimizin süt kardeşi “Osman İbn-i Maz’un” defnedilmiştir. Cennetü’l Baki’ye Ehl-i Beyt’in ileri gelenlerinin yanında birçok sahabi ve tabiin neslinden pek çok kimse defnedilmiştir. Genişletmelerle birlikte günümüzde 180.000 m2‘ye ulaşan Cennetü’l Baki halen Medine mezarlığı olarak kullanılmaktadır.
Baki Kabristanlığı’nda başta üçüncü halife Hazreti Osman (R.A.) olmak üzere, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in amcası Hz. Abbas, halaları, kızları, mübarek zevceleri, oğlu İbrahim, torunu Hz. Hasan, Süt annesi, Hz. Ali’nin annesi ve kardeşi, on bin civarında sahabe, tabiinden bir çok zevat, günümüze kadar bir çok evliya medfundur.
Hz. Aişe’nin rivayetine göre Resulullah zaman zaman Cennetü’l Bakī’ye gider ve orada medfun bulunanlara dua ederdi. Bazı cenaze namazlarını burada kıldırırdı. Habeşistan hükümdarı Ashame’nin gıyabi cenaze namazını da Baki’de kıldırmıştı. Bazen ordularını buradan sefere uğurlardı.
1806 yılında Suud b. Abdülaziz Medine-i Münevvere’yi istila edince Cennetü’l Baki‘deki mezar taşlarını ve türbeleri yıktırdı; II. Abdülhamid bunları yeniden yaptırmışsa da 1926’da Suudiler’den Abdülaziz b. Suud türbe ve mezarları yeniden yıktırmıştır. Bugün hiçbir türbe ve mezar taşının bulunmadığı Baki yine mezarlık olarak kullanılmaktadır.
Baki ehlini ziyaret müstehaptır.
HZ. OSMAN (R.A.) KABRİ
İLK MÜSLÜMANLARDAN, HULEFA-Yİ RAŞİDİN’İN ÜÇÜNCÜSÜ
Hz. Osman İslam’ın dört halifesinden birisidir. Gerek yaşayış biçimi, İslam ile yoğrulmuş güzel ahlakı ile ümmete örnek olmuş bir halifedir.
Hz. Osman (R.A), iffet ve haya yönünden de örnek bir şahsiyettir. Allah Resûlü (s.a.v), meleklerin bile ondan haya ettiğini haber vermiştir
Birinci hanımı Hz. Rukiye (R.A) vefat edince, Allah Resûlü (s.a.v) onu diğer kızı Hz. Ümmü Gülsüm (R.A) ile evlendirdi. İnsanlık tarihi boyunca Hz. Osman’dan başka hiç kimse bir Peygamberin iki kızıyla da evlenmemiştir. Bu sebeple Hz. Osman’a, “iki nur sahibi” manasına Zinnureyn lakabı verilmiştir. Hicretin 9. senesinde Ümmü Gülsüm (R.A) da vefat etti
Hz. Osman (R.A) seferlerine devam ederken asiler tarafından tutsak edildi. Yaklaşık olarak 22 gün tutsak edilen Hz. Osman (R.A) Medine’de şehit edildi. İslam davası yolunda şehit olan Hz. Osman’ın bedeni yakınları tarafından gizlice defnedilmiştir. Hz. Osman (R.A) şehit edildikten sonra İslam devletinde bir dönüm noktası meydana gelmiştir. İslam devletinde bu dönem pek çok iç karışıklık yaşamıştır. İslam devleti yönetimi sarsılmıştır.
Hz. Osman’ın Sözleri
” Her kimsenin dünyada bir zindanı olursa o kişi kabir hayatı boyunca rahat eder.”
” Kulluk etmek haram ve helal sınırlarını muhafaza etmektir.”
” Kulluk etmek mevcut olana razı olmaktır, olmayana da sabır etmektir.”
” Dünya’da ki en büyük kayıp uzun bir ömür yaşayıp, ahiret için bir azık hazırlamamaktır.”
” Ey İnsanoğlu! Doğumundan ölümüne kadar Azrail her daim peşinde olacaktır. Sen dünyada bulunduğun süre zarfı boyunca da bu hep böyle olacaktır. “
” Öyle ki dünya hayatı fani ahiret hayatı ise bakidir. “
” Fani hayat sizi şımartmasın baki hayattan alıkoymasın. “
” Dünyanın sonu vardır, Allah’tan korkunuz ve ona yöneliniz. “
” Baki olan hayatı fani olan hayata tercih ediniz. “
HZ. HALİME (R.A.) KABRİ
Hazret-i Halime (R.A) adı güzel kendi güzel Hz. Muhammed’i (S.A.V.) tam iki sene emziren, onun yetişip büyümesinde emeği geçen, onu tehlikelere karşı koruyan ve nur bedeninin gelişmesi, gürbüzleşmesi ve sağlıklı olması için gayret eden, çırpınan bir anne!.. Sabırlı, şefkatli, merhametli davranışlarıyla ve sevgi dolu bakışlarıyla onu yediren, içiren, uyutan, hizmetini gören, büyük bir aşk ve şevk içerisinde büyütmeye çalışan, emeğini esirgemeyen bir süt anne!..
Hz. Halime (R.A) Mekke civarında oturan Hevazin kabilesinin Beni Sa’d bin Bekir koluna mensuptur. Ümmü Kebşe künyesiyle anılır. Babasının adı Ebi Züeyb es-Sa’di’dir. Aynı kabileden Haris bin Abdüluzza ile evlenmiştir. Bu evlilikten Abdullah, Uneyse ve Şeyma adında üç çocukları dünyaya gelmiştir. Geleceğin Peygamberi Kainatın Efendisi Muhammed (S.A.V.) de onların süt kardeşi olmuştur.
Sonraki yıllarda müslüman olma şerefine eren Hz. Halime (R.A) Medine-i Münevvere’de vefat eyledi. Cennet-i Baki’a kabristanlığına defnedildi.
Cenab-ı Hak’tan isteyen herkese kabrini ziyaret edip;“Esselam ü aleyke Ya Halime-i Sa’diyye! Ya marzaten-Nebi!” diye selam verebilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi niyaz ederiz. Amin.
SÜFYAN BİN HARİS (R.A.), AKİL BİN EBU TALİB (R.A.) , ABDULLAH BİN CAFER (R.A.) KABİRLERİ
Ebu Süfyan Bin Haris (R.A.),
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in en samimi dostuydu ilk vahiy gelip, Peygamberliğini ilan edince maalesef en azılı düşmanlarından oldu. Yirmi yıl o samimi dostluk düşmanlığa, o sıcak ilgi ilgisizliğe dönüştü. Kureyşin meşhur süvarisi ve şairiydi. Mızrağını ve dilini Müslümanlara çevirdi. Hicviyeler söyleyerek hakaret ederdi. Sonunda Peygamber Efendimiz (S.A.V.) tarafından görüldüğü yerde öldürülmeye mahkum edildi. O hep kaçtı ama Allah Teala ona nihayet merhamet etti de Mekke fethinden kısa bir süre önce Müslüman oldu.
Ebu Süfyan (R.A.) hayatının bundan sonraki dönemini Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in yanında geçirdi. Bütün varlığıyla ona tam teslim oldu. Huneyn Gazvesinde bir ara Efendimizin yanında kimse kalmamıştı. Bir eliyle atının yularını tuttu. Obur eliyle kılıç sallayarak yiğitçe çarpıştı Onun bu kahramanlığı Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in gönlünü fethetti ve onu “Allah onun bana yaptığı bütün kötülükleri affetsin” duasına mazhar etti. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in kendinden hoşnut olduğunu duyan Ebu Süfyan geri kalan hayatını daha mutlu olarak geçirdi.
Hz. Ömer (R.A.) devrine kadar yaşayan Ebu Süfyan Bin Haris (R.A.)hayatını hep İslam’ın güzellikleriyle geçirdi. Namaz kılmaktan derin haz duyardı. İki Cihan Güneşi Efendimiz ahirete göç eyleyince, üzüntüsünü mersiye söyleyerek dile getirdi. Hasretini, inlemesini mersiye söyleyerek teskin etti. Ecelinin yaklaştığını fark edince üç gün önce kabrini kendi eliyle hazırladı. Son nefeslerinde ailesine yaptığı vasiyet bizler için büyük ibret!..
O, hanımı ve çocuklarına “Benim için ağlamayın!.. Vallahi Müslüman olduktan sonra hiç günah işlemedim. Hiçbir kötülüğe bulaşmadım.”‘ diyerek dünyaya gözlerini kapadı.
Ne güzel dönüş!.. Ne güzel vasiyet!.. Ne tatlı bir hayat!… Ne emniyet için de bir varış!…
641 m. senede Medine’de vefat eden Ebu Süfyan Bin Haris (R.A.) ‘ın cenaze namazını Hz. Ömer (R.A.) kıldırdı. Cenabı Hak şefaatlerine nail kılsın. Amin.
Akil İbni Ebi Talib (R.A.)
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in amcası Ebu Talib’in büyük oğlundan ikincisi!.. Hazreti Ali’in (R.A.) yirmi yaş büyük ağabeyi!.. Cahiliye devrinde Kureyş kabilesi arasında anlaşmazlıklarda hakemliğine başvurulan ve kendisine saygı gösterilen dört kişiden biri!.
İslam nurunun dünyamızı aydınlattığı günlerde bir genç olarak İslama yakınlık duydu. Fakat hemen kabul edemedi. Sadece muhabbette kaldı. İnkar eder bir davranışta da bulunmadı. Toplumdaki sosyal durumdan ve Mekke’li müşriklerin Müslümanlara yaptığı işkencelerden çekindi. Düşüncesini açığa vuramadı. Bu sebebten onun İslam’la şereflenişi uzun vakit aldı.
Onun Müslüman olduğu tarih hakkında değişik rivayetler vardır. Bazılarına göre İslam’ı kabul edişi, Hudeybiye Antlaşması’ndan önce, bazılarına göre hemen sonra, bir kısmına göre ise Mekke’nin fethinden önce miladi 630 yılında idi.
Cahiliye devrine dair, örf ve adetler, meşhur günler, hikaye ve destanlar hakkında derin bilgisiyle komşu kabileler arasında saygı görürdü. Müslüman olduktan sonra, cahiliye devrine ait adetleri iyi tanıdığından, neleri terk edeceğini de gayet iyi biliyordu.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in sünnetine uyma hususunda çok dikkatli ve titiz idi. Çevresindekilere, cahiliye adetlerinden ve bid’at sahiplerinden uzak durmalarını tavsiye ederdi. “- Bid’at sahipleri ile birlikte bulunmayınız! Onlarla birlikte yiyip içmeyiniz!” hadisini hatırlatırdı.
Akil ibni Ebi Talib (R.A.), Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’i çok severdi. Her fırsatta Resulallah’a olan bağlılığını ve sevgisini göstermeye çalışırdı. İki Cihan Güneşi Efendimiz de onu severdi. Birgün ona şöyle iltifatta bulundu:
“- Ya Akil! Ben seni iki cihetten seviyorum. Birincisi, yakın akrabam olduğun için, ikincisi, amcamın seni sevdiğini bildiğim için” buyurdu.
Belagatı ve hazır cevaplılığıyla meşhur olan Akil ibni Ebi Talib (R.A.), Muaviye döneminde veya Yezid’in halifeliğinin ilk günlerinde 680 miladi tarihinde vefat etti. (İsabe, IV, 438-439)
Allah ondan razı olsun. Rabbimiz şefaatlerine nail eylesin. Amin.
Abdullah bin Cafer (R.A.)
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’ yedi yaşında biat eden ve terikesine binme şerefine eren bir bahtiyar!..
“Bahrü’l-cud” cömertlik denizi ve “kutbü’s-seha” cömertlik kutbu diye anılan bir muhabbet eri genç sahabi!.. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in amcası Ebu Talib’in torunu ve Hazreti Ali’nin (R.A.) yeğeni bir yiğit kahraman!.. O, Müslümanlara ilk hicret hatırasıdır. Bir hicret çocuğu olarak Habeşistan’da doğdu. Babası Cafer-i Tayyar (R.A.), annesi Esma binti Umeys el-Has‘amiyye (R.A.)’dir. Abdullah Bin Cafer (R.A.) Müslüman bir yuvada büyüdü. Ailesi önce Habeşistan’a sonra Medine’ye hicret etti. Yedi yaşlarında iken Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e biat etti. Fahr-i Kainat Efendimiz (S.A.V.) onunla yakından ilgilendi. Her gördüğü yerde onu okşayıp sevdi. Bu yakın alakayı gösteren şu tatlı hatırayı Abdullah Bin Cafer (R.A.) kendisi naklediyor:
“-İyi hatırlıyorum, ben ve Hazret-i Abbas (R.A.)’ın iki oğlu Kusem ile Ubeydullah çocukken bir gün sokakta oynuyorduk. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir binekle yanımıza çıka geldi. Beni göstererek: «−Şunu bana kaldırın!» dedi ve beni ön tarafına oturttu. Kusem’i de göstererek: «−Şunu da kaldırın!» dedi. Onu da terkisine aldı. Sonra üç defa başımı okşadı ve her okşayışında; «Allah’ım! Cafer’in evlatlarına Sen sahip çık!» diye dua buyurdu.”
Abdullah ibni Cafer (R.A.) bir çocuk olarak babasının şehit düştüğü gün, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in kendilerine gösterdiği yakın ilgi ve davranıştan çok etkilenmişti.
Abdullah ibni Cafer (R.A.), İki Cihan Güneşi Efendimiz’in dar-ı beka’ya irtihalinde on yaşlarında genç bir sahabi idi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e olan muhabbeti, hizmeti yanında cömertliği ile de çevresinde şöhret bulmuştu. Bu sebeple o, “bahrü’l-cud” cömertlik denizi ve “kutbü’s-seha” cömertlik kutbu lakabıyla anılır oldu. Onun cömertliği ile ilgili birkaç hatıra kitaplarda şöyle nakledilir:
“-Abdullah ibni Cafer (R.A.) bir seyahat esnasında bir hurma bahçesine uğradı. Bahçenin hizmetçisi siyahi bir köle idi. Köleye üç adet ekmek getirmişlerdi. Bu sırada bir köpek geldi. Köle, ekmeklerden birini ona attı. Köpek, ekmeği yedi. Öbürünü attı. Onu da yedi. Üçüncüyü de attı. Onu da yedi. Bunun üzerine Abdullah ibni Cafer (R.A.) ile köle arasında şöyle bir konuşma geçti:
“–Senin ücretin nedir?”
“–İşte gördüğünüz üç ekmek.”
“–Niçin hepsini köpeğe verdin?”
“–Buralarda hiç köpek yoktu. Bu köpek uzaklardan gelmiş olmalı. Aç kalmasına gönlüm razı olmadı.”
“–Peki bugün sen ne yiyeceksin?”
“–Sabredeceğim, günlük hakkımı Rabbimin bu aç mahlukuna devrettim.”
Bu güzel ahlak karşısında hayran kalan Abdullah ibni Cafer (R.A.):
“–Sübhanallah! Bir de benim çok cömert olduğumu söylerler. Halbuki bu köle benden daha cömertmiş!” buyurdu. Ardından da o köleyi ve hurma bahçesini satın aldı ve köleyi azad edip, hurmalığı ona bağışladı.





















