MESCİD-İ NEBEVİ

Sevgilinin elinden tutup, En Sevgilinin huzuruna çıkmak, Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah diye selamlamaktır kavuşmak.

ONU SEVMEK,
Onu Sevmek, görmediğin sesini duymadığın kişinin sevgisini kalbinde hissetmek.
Onu Sevmek, sakalının bir teline kurban olmak,
Onu Sevmek, hırkasına bakarken onu hissetmek.
Onu Sevmek, onun yaşadığı gibi yaşamaya çalışmak,
Onu Sevmek, onun yaşadığı yerlere gitmeyi istemek.
Onu Sevmek, ona gidip “Selamün Aleyküm Ey Allah’ın Resulü” demeyi dilemek.
Onu Sevmek, “Sana Geldim Ey Allah’ın Resulü” deyip mezarına yüz sürmek.
Onu Sevmek, “Hoş Geldin Ey Ümmetim” dediğini hissetmek.
Onu Sevmek, o gün geldiğinde onun “Ümmetim” dediklerinin arasında olmayı dilemek.
Onu Sevmek, o gün geldiğinde onun Şefaatine nail olmayı arzulamak.
Onu Sevmek,
Allahumme Salli Ala Seyyidine Muhammedin Ve Ala Ali Seyyidina Muhammed

Ramazan AYCİL

 

SENİ ÖZLEDİK EFENDİM…
İş, güç, yalnızlık, güneşsizlik ve günsüzlük!..  Yeni yazının başlığı böyle mi olsa acaba?..
Ya da, yazı yazamasam.
Köşe yazarlarının, entellektüellerin, düşünürlerin, gazetecilerin dönüp dolaştıkları yerleri bugün aklımdan geçirmesem diyorum.
Bugün akımların etkisi altında kalmayıp, irademin ve bedenimin secde ettiği Allah’ın Habibi için toplasam kalemlerimi ve birleştirsem.
Bütün akılların birleşip onun kullandığı bir bağların derinliğine erişemeyeceklerini bilerek bütün kalemlerimi toplasam ve çok bilmişliğimi, artistik kelimelerimi, felsefik tartışmaların ateşlediği nefsimi dağ kılmak yerine, dağlasam bugün…
Peygambere bir mektup yazsam…
Ellerim hiç bu kadar titrememişti Efendim.
Kütüphanedeki hiçbir kitabı tanımıyorum seni düşününce, kitaplarıma kaldığım yerden devam edemiyorum.
Fikri tartışmalarda savunacağım düşünceleri bile savunamıyorum.
Sonu izmle biten düşüncelerin yozluğunu umursamıyorum.
Kesip biçenlere, atıp tutanlara, entelektüel dergâhın içinde, tanrı kabul ettikleri bilimin savrukluğuna aldırmıyorum.
Sen olsaydın diyorum, tartışılmazdı kavramlar, uzlaşırdık her konuda.Demogoji yaparak kutsanan beyinlerce iteklenen her şey biterdi.
İlmini alır, haddimizi bilirdik.
Azıcık susardık. Sen olsaydın, burnumuzun dikine gitmezdik.
Aklımıza esen havayla, ağzımıza geleni söylemezdik. Sen olsaydın kendimizin bir karşılığı olurdu.
Sen olsaydın bildiğimizi bilirdik.
En çok satan kitapları okuyarak, kendimizi bir bilen ilân etmezdik. Kelimeleri israf etmezdik, matematiği kutsamazdık.
Dar düşünüp çıkar yol bulamamaktan yakınmazdık.
Her el sıkıştığımız düşünce karşısında, benliğimizin sömürülmesine izin vermezdik.
Dilimizi başkalarının diline çevirmezdik.
Sen olsaydın şiir yazılmazdı ve köşe yazarlarının kapanırdı köşeleri.
Fizik yasalarını mutlak aklın yarasaları haline dönüştürenlerin, kesilirdi dönüşümleri.
Sırf konuşmak olsun diye, harf sırasına göre boşluğa düşmezdik.
Sen değdiğinde bize, biz sana değen olurduk ve sana erişirdik, sen bizleri ertelemezdin, sana danışan ümmetini geri çevirmezdin.
Açıklardın, anlatırdın, aklımıza su serper, bizleri endişe tuzağına düşüren düşünce sahiplerine kendini siper ederdin.
Sen olsaydın Uhud’u, Bedir’i, Hudeybiye’yi yaşardık. Ve bütün bunlar karşısında, kimse bize hikâye anlatmazdı.

Selâm ve dualarımla,
İlhan KILIÇ

 

MESCİD-İ NEBEVİ

Peygamber Efendimiz hicret ettikten sonra ilk olarak Mescid-i Kuba’yı daha sonra da Mescid-i Nebevi’yi inşa ettiler.

Mescid-i Nebevi Peygamber Efendimiz zamanından günümüze kadar 10 defa genişletilmiştir.

1- Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında (İlk mescid, Miladi: 622-623): Resulullah Efendimiz, Medine-i Münevvere’ye ilk teşriflerinde devesi Kasva’nın çöktüğü arsayı Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetim kardeşten satın alıp Mescid-i Nebevi’nin temelini attı. (Buhari, Menakıbü’l-ensar/45) İnşaat esnasında kendileri bizzat çalıştılar. Mescid-i Nebevi’nin şark tarafına Hz. Aişe Validemizin hücresini, sonra da diğer validelerimizin hücreleri yapıldı. Takriben bir sene inşası süren ve 623 senesi Nisan ayında tamamlanan Mescid-i Nebevi’nin uzunluğu 35 m. eni 30 m. (1.050 m2) kadar idi.

2-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında (ikincidefa, Miladi: 628): Müslümanların sayısının artmasıyla Mescid-i Nebevi ihtiyaca cevap vermiyordu. Rasulallah Efendimiz (S.A.V.)’in talimatıyla hicretin yedinci senesinde Hayber’in fethinden sonra takriben uzunluğu ve genişliği elli metre (2.500 m2) dört köşe olarak genişletildi. Mescid-i Nebevi’nin bu kısmı, direklerde Hadd-i Mescid-i Nebevi levhaları ile gösterilmiştir.

3- Hz. Ömer Efendimiz zamanında. Miladi:638

4- Hz. Osman Efendimiz zamanında. Miladi:649-650

5- Emevi Halifesi Velid zamanında.

6- Abbasi Halifesi Mehdi zamanında.

7- Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında.

8- Osmanlı Sultanı Abdülmecid zamanında.Miladi: 1850-1860: Osmanlı sultanlarından Kanuni Sultan Süleyman ve İkinci MahmudMescid-i Nebevi’de bazı imar ve tadilatlarda bulunmuşlardır. İkinci Mahmud Han, Miladi 1817-1837 yıllarında Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından yenilenen Hücre-i Saadet’in üzerine taştan bir kubbe yaptırıp, kurşunla kaplattırmış ve Kubbe-i Şerif’i yeşile boyattırmıştır. Günümüze kadar gelen bu mübarek kubbeye “Kubbetü’l Hadra” denilmektedir. Ancak Sultan Abdülmecid Han Mescid-i Nebevi’nin tamamını yeniletmiş, ve genişliğini 10.939 m2 ye çıkartmıştır. Zemini mermerle kaplanan Mescid-i Nebevi’nin mihrabı, kubbeleri, sütunları, kapıları ve duvarları celi sülüs tarzında ayet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle tezyin edilmiştir (mevcut şekliyle).

9-Suud Kralı Abdülaziz zamanında. Miladi:1949-1955: Kral Abdülaziz, Sultan Abdülmecid Han zamanında yaptırılan kısmın imarını bozmadan Mescid-i Nebevi’nin genişliğini 16.326 metre-kareye çıkardı.

10- Suud Kralı Fehd zamanında. Miladi: 1984-1994: Tarihinin en büyük genişletme planı ile doğu, batı ve kuzeyden Mescid-i Nebevi’nin alanı (birinci kat dahil) 165.326 m2 ye ulaştı. Şimdi aynı anda (235.000 m2 avlusu ile birlikte) 650.000 kişi namaz kılabilmektedir. Ayrıca Mescid-i Nebevi’nin bodrum katı garaj olarak kullanılmaktadır. (Hicaz Albümü, D.l.B. Yaymları. 669)

Medine-i Münevvere ile alakalı Peygamber Efendimiz  (S.A.V.) buyuruyorlar ki:

“Şu benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesna olmak üzere, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir.” (Müslim c.4,s.214)

“Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılar, hiçbir namazı geçirmez ise, ateşten beraat ve azaptan kurtuluş yazılır. Ve nifaktan uzak olur.” (Müsned-i Ahmed)

HÜCRE-İ SAADET

Mescid-i Nebevi inşa edilirken Resulullah Efendimiz (S.A.V.) için doğu duvarının güney kısmına bitişik iki adet hücre-i saadet yapıldı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e ve Ezvac-ı Mutahhare’ye tahsis edilen bu hücrelerin sayısı Efendimizin sağlığında dokuza ulaştı.

Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in irtihali, naşı şeriflerinin yıkanması ve defnedilmesi bu hücre-i şeriflerden Hazret-i Aişe Validemizin hücresinde tahakkuk etti. Hazret-i Aişe Validemizin odasına bundan sonra Hücre-i Saadet denildi. Hücre-i Saadet, Kabe-i Muazzama dahil yeryüzünde en faziletli mekandır.

Hazret-i Ebu Bekir (R.A.) vasiyeti üzerine, Hazret-i Ömer (R.A.) da Aişe Validemizden izin alarak Hücre-i Saadet’e defnedildiler.

Zaman zaman genişletilip tamiratlar gören Hücre-i Saadet, Vali Ömer b. Abdülaziz zamanında Hazret-i Fatıma Validemizin de evini içerisine alacak şekilde genişletildi.

RAVZA-İ MUTAHHARA

Ravza-i Mutahhara: Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in, kabr-i şerifleri ile minberi arasında bulunan mübarek yerdir. Ravza-i Mutahhara’dan başka yer-yüzünde cennetten olduğu bildirilen başka bir yer yoktur. (Müsned, 7/289)

Ravza-i Mutahhara takriben 15 m. uzunluğunda, 22 m. genişliğinde, 330 metrekare civarındadır.

Cennet bahçelerinden bir bahçe olmasi; Ravza’da işlenen amel, kişiyi cennete vasıl kılar, bu dünyada ravzaya girenler ahirette de cennete girecektir. Burada ibadet kişiyi cennete götürür.

Resulullah Efendimiz (S.A.V.) buyuruyorlar ki: Benim evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havzımın üzerindedir. (Sahih-i Buhari)

MİNBER-İ ŞERİF

Mescid-i Şerif’in önceleri minberi yoktu. Peygamber Efendimiz ayakta zahmet çekiyordu. Sonra bir hurma kütüğü bulunarak hutbe okunan yere dikildi. Resulullah (S.A.V.) bu hurma kütüğüne dayanarak hutbe irad ediyordu. Daha sonra üç basamaklı bir minber yapıldı ve Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hutbe için bu minbere çıktılar.

Emeviler ve Memlukiler zamanında yenilenen Minber-i Şerif bilahere Kuba mescidine gönderilmiş, yerine Hicri 997 (Miladi 1590) tarihinde Sultan Murad Han tarafından armağan edilen altın tezyinatlı bir mermer minber konulmuştur.

Yedi metre yüksekliğindeki bu zarif, şaheser minber halen mevcut olup, yeni yapılmış gibidir.

Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in minberi, ahi-rette Havz-ul Kevser’in yanında bulunacak ve Onu herkes görecektir. Minberin yanında işlenecek güzel ameller, Havz-ul Kevser’den içmeyi vacip kılar.

Resulullah Efendimiz (S.A.V.) buyuruyorlar ki: “Benim minberim cennet kapılarından bir kapı üzerindedir.” (Müsned-i Ahmed c.5, s.339)

MİHRAB-I ŞERİF

Mescid-i Nebevi ilk yapıldığı zaman mihrabı yoktu, ancak Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in namaz kıldırdığı yer belirgindi. 

Ömer b. Abdülaziz Medine Valiliği sırasında Mescid-i Nebevi’yi imar ederken Resulullah Efendimiz (S.A.V.)’in namazda durduğu yere bir mihrap ilave ettirdi. 

Emeviler, Abbasiler, Memlukiler ve Osmanlılar mihrabın korunması ve tezyin edilmesine azami gayret gösterdiler. 1984’te mihrap tamamen yenilenmiştir.