MESCİD-İ HARAM

Mescid-i Haram, Mekke-i Mükerreme’de ortasında Kabe’nin bulunduğu büyük bir mabeddir. Tavaf sahası ve etrafında namaz kılmak için yapılan binalar ve sahalar Mescid-i Haram’dır.

Mescid-i Haram’a “Harem-i Şerif”de denilmektedir. Yeryüzünde ilk yapılan mescid budur. Mescid-i Haram denilmesi, ihtiram ve saygı vacib olduğu içindir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i şeriflerinde: “Mescidimde (Medine’deki Mescid-i Nebevi) bir namaz, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir” buyruldu.

Kur’an-ı Kerim’de onbeş yerde geçen Mescid-i Haram tabiriyle Mekke’de Kabe’yi kuşatan ve ibadet için kullanılan alanın yanı sıra Mekke veya Mekke haremi kastedilir. Yeryüzünde bilinen ilk mescid olan Mescid-i Haram, önceleri açık bir alandan ibaretken etrafına göğüs hizasında bir duvarın çekildiği Hz. Ömer döneminden itibaren çeşitli zamanlarda, ziyaretçilerin giderek artması sebebiyle çevredeki evler istimlak edilerek genişletilmiştir. 

Abbasi halifelerinden Muktedir Billah zamanında 918 yılında gerçekleştirilen tamir ve genişletme sonunda 27.850 m2‘lik bir alana, kapı sayısı da ondokuza ulaşmıştır. 

Abbasiler’den Suudiler zamanına kadar gerçekleştirilen faaliyetler Mescid-i Haram’ın iç düzenlemesiyle ilgili olup bu alan ve yapı korunmuş, Mescid-i Haram mimari açıdan kesin şeklini Osmanlı padişahlarından II. Selim ve III.Murad zamanında almıştır. 

1955’te başlatılan ve Safa ile Merve arasındaki sa’y yolunun da (mes’a’) Mescid-i Haram’a birleştirildiği genişletmede iç avlu kısmı üç katlı olarak tasarlanmış ve minareler dışında Harem-i Şerif’in Osmanlılar zamanındaki yapısı korunarak ilave edilen kısım ona bitiştirilmiştir. 

1976 yılına kadar dört merhalede tamamlanan bu imardan sonra Mescid-i Haram’ın alanı 160.168 m2’ye ulaşmıştır. 

1988’de başlatılıp1993’te tamamlanan genişletme sırasında, Mescid-i Haram’ın iki katı ile damının toplam alanına mescid dışındaki avlunun da ilave edilmesiyle genel alam 400.000 m2ye ulaşmış, aynı anda yaklaşık 1.000.000 kişinin namaz kılmasına zemin hazırlanmıştır. 

Halen kuzey yönündeki yapılar yıkılarak yeni bir genişletme faaliyeti başlatılan Mescid-i Haram’ın toplam doksanbeş girişi bulunmaktadır.

ZEMZEM-İ ŞERİF

Zemzem; Hz. İbrahim’in eşi ve Hz. İsmail’in annesi ve köle iken Firavun tarafından Hz. İbrahim’e verilen Hz. Hacer tarafından bulunmuş mübarek bir sudur. Hz. İsmail’in bebek haliyle susuzluktan ağlaması üzerine Safa ve Merve arasında koşuşturan ve su arayan anne, Merve tepesine yedinci kez geldiğinde evladının ayaklarının altından bir su fışkırdığını görür. Koşarak gelir ve suyun etrafını kumlarla çevirerek küçük bir havuzcuk oluşturur. Aradan binlerce sene geçmesine rağmen bugün bizler de bu suyu kullanmaya devam etmekteyiz. 

Çölün ortasında, ıssız bir vadide akmaya başlayan bu mübarek ve tatlı su kısa sürede etrafında küçük bir insan topluluğunun halelenmesine sebep olacaktır. Hem su yerine hem de ekmek yerine kullanılan bu suyu, oradan geçmekte olan Cürhüm Kabilesi görür ve bu su başında konaklamak için Hz. Hacer’den izin isterler. Hz. Hacer de onlara izin verir. Bir süre sonra Amalikalar gelmiş ve onlar da, daha önce varlığından haberdar olmadıkları gür akan bu suyun yakınına konaklamışlardır. İşte bu yerleşmelerle birlikte zemzem etrafında küçük bir kasaba teşekkül etmiş ve bu küçük yerleşim yeri geleceğin Mekke şehrini oluşturmuştur.

Zemzem-i Şerif bilahare Hz. İbrahim (A.S.) tarafından kazılarak kuyu haline getirildi. İhmaller neticesinde zamanla Zemzem kuyusu kapanıp belirsiz oldu. Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib’e rüyasında gösterilen yeri kazarak Zemzem kuyusunu tekrar ortaya çıkardı. (Eyyüp Sabri Paşa)

Bugün Metaf alanını genişletmek için Zemzem kuyusunun üzeri kapatıldı ve Zemzem-i Şerif Safa tarafında yapılan çeşmelere verildi.

ZEMZEM’İN FAZİLETİ

Zemzem-i Şerifin fazileti hakkında Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyorlar ki: Zemzem suyu ne için içilirse, ona şifadır. (Mir’at-ül Harameyn) Kim hac niyeti ile Beyt-i Şerif’e (Kabe’ye) gelip, Kabe-i Şerif’in etrafını yedi şavt ile bir tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim’e gelip iki rekat tavaf namazı kılsa, sonra Zemzem kuyusuna gelip suyundan içse, Cenab-ı Hak onu anasından doğduğu gün gibi günahından tertemiz yapar. (Hadis-i Şerif, Ahbaru Mekke)

Burada bir anımı anlatayım: Tavaftan sonra namaz kılıp zemzem’in başına geldik. Haziran ayı va hava çok sıcak, hemen soğuk zemzemden içmeye başladım, bir arkadaşım “Hacı fazla soğuk içme dikkat et dedi” dinlemedim. Say yapmak için Safa tepesine gittiğimde soğuk zemzem’den sonra klimaların soğuğundan üşüdüm ve iki gün sonra üzerinize afiyet grip oldum. Son Umremi elimde mendil burnumu sile sile tamamladım. Size ufak bir uyarı dikkat edin.

Yeryüzü üzerindeki suların en hayırlısı zem-zem suyudur. Onda taamların özü, maddi ve manevi hastalıklara şifa vardır. (Hadisi Şerif, Ahbaru Mekke)

Her zemzem içtiğimizde “Allahım hastalıklarıma şifa ver” diye dua ederdim. Umre’ye giderken rahmetli babamın Umre’de giydiği kısa kollu gömleğini ondan bir parçayı götürmek için yanıma almıştım. Bize Umre’de kısa kollu giysiler kullanmayın, güneşten yanarsınız diye uyarıda bulunmuşlardı. Ben de akşam giyer tavaf yaparım diye düşünüyordum. Ancak, gündüz onu giyip Mescid-i Haram’a gittim. Tavaf ettik, namaz kıldım derken güneşin altında bayağı durdum. Bir süre sonra kollarımda kızarıklık ve yanma hissettim, rengi de kızarmaya başlamıştı. Hemen zemzem sürmemi söylediler. Zemzem çeşmesinde besmele çekerek soğuk zemzem ile yıkadım. Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Allah’ın izniyle bir daha acı hissetmedim. İnşallah diğer hastalıklarımıza da şifa olmuştur. 

Bizimle münafıklar arasındaki alametlerden birisi de onların zemzemden kana kana içemeyişleridir.

Hazreti Ömer (R.A.) Zemzem-i Şerifi içerken: “Allah’ım kıyamet gününün susuzluğunu gidermek niyetiyle içiyorum” buyurmuşlardır.

ZEMZEM’İ İÇME ADABI:

1- Kıbleye yönelmek (oturarak veya ayakta)

2- Sağ el ile içmek

3- Üç nefeste içmek

4- Her nefeste (Beytullah’a bakarak) besmele okumak, ‘Elhamdülillah’ demek, ‘Es-salatü ves-selamü ala Resulallah’ demek,

5– Sonunda şu duayı okumak: “Allah’ım senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert ve hastalıktan şifa dilerim.”

6- Mümkün ise tavaftan sonra yüzüne ve bedenine Zemzem-i Şerif’ten dökmek veya sürmek. (Irşadü’s-Sari, s.281)

Zemzem-i Şerif oturarak da içilebilir, ayakta da içilebilir. Abdest ve gusülde kullanmak müstehaptır. Ancak istincada ve necasetin temizlenmesinde kullanmak mekruhtur.

KABE

Umre’ye veya Hacca gidenlere sorulur “Kabe’yi ilk gördüğünde ne hissettin?” ve hiç kimse duygularını tam olarak ifade edemez. Ben duygularımı ifade etmeye çalışayım. İlk gidenler bilir Kabe’nin yanına gidene kadar yere bakarsınız. Biz de öyle yaptık. Kabe’ye yaklaştığımı hissettikçe gözyaşlarım artmaya ve titremeye başladım. Rehberimiz son sözlerini söyleyip bizlere “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek başımızı kaldırmamızı söyledi. Bismillahi Allahu Ekber kafamı kaldırdım ve karşımda azametiyle duruyor. Gözyaşlarım, kalbimin atışı ve vücudumun titremesi had safhada. Hem ağladım, hem de dualarımı ettim. İçimdeki bütün kötü şeylerin gözyaşlarımla birlikte çıktığını hissettim. Duam bittiğinde anlatamayacağım derecede rahatlık hissettim. Eşime döndüm ve yaşlı gözlerle işte buradayız dedim.  O anda ve Umre’nin sonuna kadar arkasında gökdelenin olmasına rağmen benim için ondan başka yüksek bir bina yoktu. 

Mekke’de Mescid-i Haram’ın ortasında yer alan Kabe’nin ilk defa ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi yoktur. “Şüphesiz alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mabed- Mekke’dekidir” (Al-i İmran 3/96] mealindeki ayet ile Hz. İbrahim’in Mekke’deki faaliyetleri ve haccı ilan etmesiyle ilgili ayetler (el-Hac 22/26-29] Kabe’nin Hz. İbrahim’den önce mevcut olduğuna işaret etmektedir. 

Kabe’nin inşası tamamlanınca Cebrail (A.S.)gelerek Hazret-i İbrahim’e:“Onu tavaf et!” dedi. Baba-oğul her şavtta  Hacerü’l-Esved’i istilam etmek (selamlamak) sûretiyle Kabe’yi tavaf ettiler. Makam-ı İbrahim’in arkasında iki rekat namaz kıldılar. Cebrail -aleyhisselam-’ın rehberliğinde haccın diğer rükünlerini ifa ettiler. Daha sonra Cebrail (A.S.)Hazret-i İbrahim’e insanları hacca davet etmesini söyledi. Hazret-i İbrahim bunu nasıl yapacağını sorunca:

“–«Ey insanlar Rabbiniz’in davetine icabet ediniz!» diye seslenerek bildir.” dedi ve bunu üç kez tekrarladı.

Sonra İbrahim (A.S.) Allahu Teala’ya:

“–Ya Rabbi, benim sesim bütün insanlara nasıl ulaşabilir?” diye sordu.

Cenab-ı Hak:

“–Sen nida et, onu insanlara ulaştırmak Bana aittir.” buyurdu.

Ayet-i kerimede bu hakikate şöyle temas edilmektedir:

 “(Ey İbrahim!) İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (el-Hacc, 27)

Deniliyor ki bu şekilde yapılan İbrahim (A.S.) çağrısına bir kere “lebbeyk” diyen herkese Kabe`yi haccetmek vacip olmuştur.

Bundan sonra İbrahim (A.S.)her yıl Mekke’ye gelip haccederdi. Hazret-i İbrahim’den sonraki peygamberler ve mü’min olan ümmetleri de Mekke’ye gelip haccetmişlerdir. Ümmetleri helak olan peygamberler Mekke’ye gelirler, ömürlerinin sonuna kadar orada ibadet ve taatle meşgul olurlardı. Böylelikle hacca gelip vefat eden peygamberlerden doksan dokuzunun Makam-ı İbrahim ile Zemzem arasındaki yerde defnedilmiş bulunduğu, yetmiş peygamberin de Mina’daki mescidde namaz kıldıkları rivayet edilmektedir.

Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa etmesinden sonra sel baskınlar yangın vb. sebeplerle Kabe muhtelif zamanlarda tamir veya yenide inşa edilmiştir.

Mescid-i Haram’ın ortasında bulunan Kabe-i Muazzama, ibadet için yapılan ilk mabed olup, Haccın sebebi ve kıblegahımızdır.

Yeryüzünün merkezi olan Kabe-i Muazzama Beyt-i Mamur’un (Semada meleklerin ziyaret ve tavaf ettiği beyt-i şerif) hizasındadır. Hatta Beyt-i Mamur’dan bir hat çekilse tam Kabe-i Muazzama’nın ortasına isabet eder. (Esrar-ı Menasiki’1-Hac).

Bu mukaddes beyt’e hürmet ve ta’zim ifadesi olarak Beytullah (Allah’ın evi) denilmiştir.

Kabe~i Muazzama’nın Kur’an-ı Kerim’deki isimleri şunlardır:

1-El-Kabe,

2- El-beyt,

3- Kıble,

4- EI-beytü-l Haram,

5- El-beytül-atik.

Beytullah’a Kabe isminin verilmesi: Dört köşe olmasından, yerden yüksek olmasından veya tek bir bina olmasındandır.

Kabe-i Muazzama’nın dört köşesinden her birinin ayrı bir ismi vardır:

Doğu köşesine: Rükn-ü Hacerü’l Esved

Kuzey köşesine: Rükn-ü Iraki

Batı köşesine: Rükn-ü Şami

Güney köşesine de: Rükn-ü Yemani denir.

Kabe-i Muazzama’nın yüksekliği: 13 metre, Mültezem tarafından uzunluğu: 12,84 metre, Hatim tarafından uzunluğu: 11,28 metre, Hatim ile Rükn-ü Yemani arası 12,11 metre, Rükn-ü   Yemani   ile   Hacerü’l-Esved   arası 11,52 metre,Toplam alanı ise: 145 metre karedir.

KABE-İ MUAZZAMA, BUGÜNE KADAR 11 DEFA YENİDEN YAPILDI:

1-Melekler,

2-Adem aleyhisselam,

3-Şit aleyhisselam,

4-İbrahim ve İsmail aleyhisselam, Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.) Kabe’nin duvarlarını, harçla taştan örmek suretiyle yaptılar. Birisi şimdiki kapının yerinde, diğeri onun tam karşısında olmak üzere yer hizasında iki kapı koydular. Binanın üzerini açık bırakıp, ortasına da bir mahzen yaptılar.

5-Amalikahlar,

6-Cürhüm kabilesi,

7-Kusay bin Kilab, (Peygamber Efendimizin ceddi)

8-Kureyş (nübüvvetten evvel, Resulallah Efendimiz (S.A.V.)’in gençliğinde): Kureyşliler, 605 yılında malzeme yetmediği için Kabe-i Muazzama’yı kısalttılar. Hatim kısmının duvarlarını ve tavanının yapamadılar. Fakat bu kısmın etrafına bir duvar çekilerek ileride burasının da Kabe’ye ilavesini düşündüler.

Peygamber Efendimiz, (s.a.v.) amcası Hazreti Abbas ile beraber bizzat bedenen çalışarak Kabe-i Muazzama’nın yapılışına iştirak etmiştir. Hacerü’l-Esved’i yerine, zat-ı şerifleri yerleştirmiştir.

9-Abdullah İbni Zübeyr: Abdullah İbni Zübeyr, (R.A.) Miladi 684 yılında yıkılıp, tahrip olan Kabe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam’ın temellerini esas alarak yeniden yaptırdı, Kureyş tarafından kapatılan ikinci kapıyı açtı ve dışarıda bırakılan Hatim’i Kabe’ye dahil etti. Zaten Peygamber Efendimiz’in de arzusu bu idi. Ama Allah Resulü Kureyşin fitnesinden çekindiği için bu arzusunu tahakkuk ettirememişti.

Ayrıca Abdullah İbni Zübeyr, (R.A.) damın altına üç adet direk koydu. Çift kanatlı iki kapı ile Rüknü’l-Iraki köşesine içerden dama çıkmak için ağaçtan döner bir merdiven yaptırdı. İpekten yeni bir örtü giydirildi ve binanın etrafıma çepe çevre taş döşendi.

10-Haccac İbni Yusuf es-Sekafi: Haccac, Miladi 692’de Halife Mervan’m talimatıyla Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a.) tarafından ilave edilen duvarı yıkıp, Kureyş’in yaptığı temel üzerine geri çekti. Böylece Hatim’i tekrar bina-dan ayırdı. Abdullah ibn-i Zübeyr, (r.a.) tarafın-dan yapılan ikinci kapıyı taşla örerek kapattı. Mevcut kapıyı da biraz yükseltti. Kabe’nin diğer taraflarına dokunmadı.

11-Sultan Murad Han: Sel baskınından duvarlarının ekserisi yıkılan Kabe-i Muazzama, Miladi 1631 Yılında Osmanlı padişahı, 4. Sultan Murat Han tarafından mevcut şekliyle yaptırıldı. Hacerü’l-Esved köşesi hariç bütün duvarlar temellerine kadar sökülerek yenileri ile değiştirildi. Yağmur suları için altın kaplamalı gümüşten bir oluk yaptırıldı.

Suudlular zamanında da bazı tamiratlar yapılmıştır. Bu tamiratlar şunlardır:

1958 yılında çatı ile iç duvarların mermer kaplamalarının değiştirilmesi.

1982’de zemin mermerlerinin değiştirilmesi.

1996’da duvarların dış yüzlerindeki bazı taşların numaralanıp sökülerek bozulan kısımlarının düzeltilmesi ve yerlerine yerleştirilmesi.

Direklerle zeminin elden geçirilmesi.

Veda tavafı yaptıktan sonra Kabe ile vedalaşmak çok zordu arkadaşlar. İnsanın sevdiğinden ayrılırken defalarca sarılması gibi durup durup sarıldım. Kabe’nin kapısına tutunup dua etmek te nasip oldu. Çok zor bir ayrılık oldu. Ayrılığın beni en çok etkilediği yeri anlatayım.

Namazları kılarken Kabe’yi gören bir yerde kılar, gözümü ondan ayırmak ve kokusunu içime çekerdim. 

Mekke’den ayrılıp Medine’ye doğru yola çıktık. Yolun yarısında namaz kılmak için mola verdik. Namaza başladım sünneti kılacağım “Allahu Ekber” dedim kafamı kaldırdım ve Kabe yoktu. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı ağlaya ağlaya namazı bitirdim. Çıkışta eşime üzüntü ile “Kafamı kaldırım ama kabe yoktu” dedim. O da aynı hislerle bana evet dedi.

MÜLTEZEM VE KABE-İ MUAZZAMA’NIN KAPISI

Kabe-i Muazzama’nın Rükn-i Hacerü’l Esved ile Rükn-i Iraki isimli köşeleri arasında yerden 2 metre kadar yükseklikte, altın kaplamalı, takriben 1,8×3,5 metre ebadında bir kapısı vardır ki bu kapı ile Hacerü’l Esved arasında bulunan yaklaşık 2 metre uzunluğundaki kısma Mültezem-i Şerif denir. Burada yapılan duaların kabul olacağı hadis-i şerif ile sabittir ki bu mübarek mevki, hacıların Beytullah’ı tavaftan sonra ısrarla dua etmelerinden dolayı “Mültezem” diye isimlendirilmiştir. İltizamın lügat manası sarılmak. sıkı sıkı yapışmaktır. Mültezem de sıkıca yapışılan yer manasına gelir.

Amr bin Şuayb (R.A.) babasından şöyle rivayette bulunmuştur; Abdullah İbni Ömer (R.A.) ile beraber tavaf yaptım. Tavaf sonunda Hacerü’l Esved’i istilam etti. Kapı ile rükn-i Hacer’in arasında göğsünü, yüzünü, kollarını ve ellerini koydu ve iyice döşedi, sonra “İşte Resülullah Efendimiz’i böyle yaparken gördüm”dedi.

Veda tavafını yaptıktan sonra Kabe’nin kapısına doğru yöneldim. Önümde insanlar vardı. Öndekileri fazla rahatsız etmeden beklemeye başladım. Tam önümde bir genç vardı. Duasını bitirmiş olacak ki döndü ve yerini bana verdi. Kapının eşiğine asılıp başladım dua etmeye, aklıma gelen herkes için dua ettim. O andaki duyguyu anlatamam, inşallah gider ve yaşarsınız. Duamı bitirdikten sonra kafamı çevirdim ve sıra beklemekte olan birisini gördüm bende ona yerimi verip geriye çekildim.

HACERÜLESVED

Kabe’nin doğu köşesinde yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerü’l Esved bulunur. Arapça’da “siyah taş” anlamına gelen Hacerü’l Esved yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçiminde siya-ha yakın koyu kırmızı renktedir. Hacerü’l Esved Hz. İbrahim tarafından Kabe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirilmiştir.

Hacerü’l Esved, Kabe inşa edilirken tavafın başlama yerini göstermek üzere Hz. İbrahim tarafından Kabe’nin şimdiki bulunduğu köşesine konulan, 18-19 cm kutrunda, siyah, parlak ve mübarek bir yakuttur.

Resulallah Efendimiz (S.A.V.) buyurdular ki; Hacerü’l Esved cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi. Müşriklerin hatası onu siyahlaştırdı. Kıyamet günü Uhud dağı gibi ba’s olunacak, dünya ehlinden kendini selamlayan ve öpenlere şahitlik yapacak.

Ruhlar Aleminde Allahu Teala’ya verdiğimiz ahdimizin üç nüshasından biri Levh-i Mahfuz’da, biri Hacerü’l Esved’in içerisinde, biri de kalbimizdedir. Hacerü’l Esved’i selamlarken niyetimiz şöyle olmalıdır: Ya Rab! Kalbimdeki ahidname ile Hacerü’l Esved’in içindeki ahidnameyi karşılaştırıyor ve imanımı tazeliyorum.

Tavafın her şavtının başında ve sonunda, birde sa’ye başlarken Hacerü’l Esved’i istilam sünnettir.

Büyükçe bir cennet yakutu olan Hacerü’l Esved, Adem (A.S.) ile beraber cennetten indirildi. Adem (A.S.) Kabe-i Muazzama’ya yerleştirdi. Nuh tufanında Ebu Kubeys Dağına emanet edildi, İbrahim (A.S.) Beytullah’ı bina ederken şimdi-ki yerine yerleştirdi.

Bilahare 12 parçaya bölünmüş olan Hacerü’l Esved’i Sultan Dördüncü Murat Han kurşun içerisine toplayıp, gümüşten bir muhafaza yaptırdı.

Dört mezhebin ittifakı ile, kimseye eziyet etmeden, kendi de eza görmeden Hacerü’l Esved’i öpmek sünnet, ezadan kaçınmak ise vaciptir.

Defalarca Hacerü’l Esved’e gitmeye niyet ettim, ancak ne mümkün o izdihamın içine girmek istemedim. Ama her tavaftan sonra “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek ona selam vermek nasip oldu. Birde namaz vaktinden önce bu fotoğrafları çekmek nasip oldu. İnşallah isteyen herkese eza görmeden doya doya görmek nasip olur.

HİCR İSMAİL

Kabe’nin kuzeybatı duvarının önünde, Kabe’den ayrılmış olmakla birlikte onun bir parçası olan kısma “Hicr” veya “Hicr-i İsmail”adı verilir. Hicr, iki ucu ile Rüknüşşami ve Rüknülıraki arasında 2 metre kadar bir açıklık bulunan ve “Hatim” adı verilen yarım daire şeklinde 1,31 metre yüksekliğinde duvarla çevrilidir. Burası başlangıçta Kabe’ye dahil idi ve 605 yılındaki inşası sırasında Mekkeliler ellerindeki malzemenin Hz. İbrahim’in temelleri üzerine yapılacak inşaatı tamamlamaya yetmeyeceğini anlayınca binanın daha küçük tutulmasına karar verdiler; Hicr adı verilen yeri göğüs hizasında bir duvarla (Hatim) çevirerek Kabe’nin dışında bıraktılar ve Kabe’den olduğu anlaşılsın diye burayı taşla döşediler.

Hz. İsmail, Cenab-ı Hakk’a Mekke’nin sıcaklığından şikayetçi oldu. Cenab-ı Hak, Hz. İsmail’e “Hicr-i İsmail’e Cennetten bir kapı açacağım, kıyamete kadar oradan serin bir yel esecek”buyurdu.

Hz. Aişe Validemiz buyurdu ki; Kabe’nin içine girmeyi ve orada namaz kılmayı arzu ederdim. Resulallah (S.A.V.) bir gün elimden tutup beni Hatim’in içine soktu ve buyurdu ki; “Kabe’ye girmek istediğin zaman Hatim’e gir. Orada namaz kıl, zira Hatim, Beytullah’tan bir parçadır”. (Tirmizi, el-Hacc, s.876)

İsmail (A.S.) ile Hacer Validemizin kabirlerinin burada olduğu rivayet olunuyor.

Hicr-i İsmail’e girmek iki kere nasip oldu,

İlkinde: Üstümdeki düşecek ve bana engel olacak herşeyi eşime bıraktım ve ben Hicr-i İsmail’e gireceğim dedim. Kapısına doğru yöneldim. Girmeye çalışmak akıntıya karşı yüzmekten daha zor, hem karşıdan gelenler hem de arkadan sizi çekenler inanılmaz bir izdiham. Beş dakikalık bir uğraştan sonra girdim. İki rekat namaz kılmak nasip oldu. Yaşlı gözlerle bol bol dua ettim. İnanılmaz huzur veren bir yer. O andaki duygular anlatılmaz, inşallah yaşarsınız. Çıkışa doğru yöneldim, kabe duvarına yakın ilerlerken arkamdan bir grubun itelemesiyle kendimi Kabe duvarına yapışmış buldum. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in mültezemde yaptığı gibi tüm vücudumla Kabe’ye yapışmıştım. Körün istediği bir göz Allah verir iki göz misali kendimi hiç bozmadan bir süre durup dua ettim ve çıkıp eşimin yanına gittim ama ayaklarım yere basmıyor. İçeri girdim başardım dedim.

İkincisinde: Bir gece eşimle Kabe’de sabahladık. Gece yarısı biraz tenha olmasını fırsat bilerek, uzun uğraşlardan sonra girdik. O andaki mutluluğumuzun tarifi yok. İlk önce eşim namaz kıldı, ondan sonra bende kıldım. Dualarımızı ettik ve çıkmak için kapıya yöneldiğimizde çıkmanın imkanı yok gibiydi. Önümüzdeki kalabalığın içinde tekerlekli sandalyede bir kadının olduğunu gördük. Eşimi önüme aldım, tekerlekli sandalyeyi tuttum ve “Hacı Müsaade, Hacı Müsaade” nidalarıyla hem biz çıktık hem de tekerlekli sandalyeli kadın çıktı ve duasını da almış olduk.

 Allah isteyen herkese nasip etsin inşallah.

ALTIN OLUK

Kureyşliler 605 yılında Kabe’yi inşa ederken kuzeybatı duvarına tavanda biriken suların Hicr’e akması için bir oluk koydular Kabe’nin oluğu ilk defa Emevi Halifesi I. Velid’in emri ile Mekke valisi Halid b.Abdullah tarafından altınla kaplattırıldı ve bundan sonra Altınoluk adıyla anılmaya başlandı. Altınoluk bundan sonra birçok defa yenilendi.

Yağmur sularının akması için, Kabe’nin Hatim’e bakan üst kısmının ortasındaki Altın Oluğa Mizab-ı Kabe denir.

Selef-i Salihin’den rivayet olunmuştur ki; Hatim’in içinde, altın oluğun altında dua müstecabtır. Allah dostları ibadetlerini ifa için burayı tercih etmişlerdir.

Hazret-i Osman (R.A.) buyurdular ki: Bana sorun, nereden geliyorum.? Ben oluğun altından cennetten geliyorum. Oluğun altında kılınan namaz cennette kılınan namaz gibidir.

Ülkemiz Kabe’nin altın oluk tarafındadır. Altın oluğun altında dua etmenin ve namaz kılmanın faziletini okuyunca Türkiye’mizin de buraya yönelmesinin bir hikmeti olacağını düşünüyor insan. Yıllarca Hadimü’l-haremeyni’ş-şerîfeyn (İki kutsal caminin hizmetkarı) olan Osmanlı’nın ve Türkiye’mizin bu yönde olması bir lütuf ve bunun kıymetini bilmek lazım. Allah isteyen herkese nasip etsin. AMİN

MAKAM-I İBRAHİM

Mescid-i Haram’ın içerisinde Kabe’ye yaklaşık 15,40 m. uzaklıkta, üzerinde Hz. İbrahim’in ayak izleri olarak kabul edilen 1 cm. arayla iki çukurluğun bulunduğu ve Kabe’nin inşası sırasında Hz. İbrahim’in üzerine çıkıp iskele olarak duvar örmek ve insanları hacca davet etmek için kullandığı taşa Makam-ı İbrahim adı verilir. Çok hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36’şarsantimetredir. Bugün alt kısmı mermer ve üstü sarı parmaklıktı camekan bir mahfaza içinde korunmaktadır.

Bu gün dahi İbrahim Aleyhisselam’ın mübarek ayaklarının izleri, bir mucize olarak bu taşın üzerinde apaçık bir şekilde görülmektedir.

Cahiliyye devrinde açıkta olduğu için insanların dokunması neticesinde asli şekli kısmen bozuldu. Hz. İbrahim (A.S.)’in ayak izleri Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in ayak izlerine çok benzemektedir. Şimdi bu mübarek taş, kafes şeklinde camdan yapılmış bir mahfaza içinde tavaf mahallinde bulunmaktadır.

Ayet-i kerimede: “Siz de İbrahim’in makamından bir namazgah edinin” buyuruldu. (Bakara S. 125. ayet)

Ashab-ı Kiram başta olmak üzere Selef-i Salihin efendilerimiz namaz, zikir, dua ve sair ibadetler için Makam-ı İbrahim’de bulunmayı iti-yat edinmişlerdir.

Mümkün olduğu takdirde tavaf namazını Makam-ı İbrahim’de kılmak müstehaptır.

Abdullah bin Ömer (R.A.) buyurmuştur ki; “Namaz kılınan yerlerin hayırlısı Makam-ı İbrahim‘in arkası ve imamları sağ tarafıdır.”

SAFA MERVE

Safa,Mekke’nin doğusundaki Ebukubeys dağının eteğinde Mescid-i Haram’ın kuzeydoğusunda, Merve’den biraz daha yüksek ve Kabe’ye daha yakın bir tepedir. Safa’nın tam karşısındaki Merve ise Mekke’nin batısındaki Kuaykıan dağının eteğinde, Harem-i Şerif’in kuzeybatısında ve Kabe’nin Rüknül ıraki köşesinin karşısında yer alır. Hac ve umrenin önemli ibadetlerinden sa’yin yapıldığı her iki tepe arasındaki uzaklık yaklaşık 400 metredir.

Safa: Kabe-i Şerif’e 130 m. mesafede küçük bir dağdır. Sa’yin başlangıç yeridir.

Merve: Beytullah’a 300 m. mesafede küçük bir dağdır. Sa’yin bitiş yeridir.

Mes’a: Safa ile Merve arasında (Sa’yin yapıldığı), (400 m) uzunluğunda, (20 m) genişliğinde mübarek bir mekandır.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki: Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın (dininin) alametlerindendir. İmdi her kim Kabe’yi hac eder veya umre yaparsa, onların ikisini de tavaf etmesinde bir günah yoktur. Ve her kim gönlünden koparak bir hayır işlerse iyi bilsin ki, Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir. (Bakara Suresi, ayet 158)”

Sa’y edilen bu şerefli mekanda 70 civarında peygamber-i zişan medfundur. Safa ile Merve arasında Sa’y eden kimse yetmiş köle azad etmenin ecir ve sevabına nail olur. Safa ile Merve cennet kapılarından iki rahmet kapısı olup, duaların kabul olunacağı mübarek mekanlardır.

Hz. İbrahim (A.S.) oğlu İsmail ile Kâbe’nin yapımını tamamladıktan sonra hacla ilgili menakisinin tamamını uygulamalı olarak onlara öğreten Cebrail, Safa ve Merve tepeleri arasında say etmelerini de gösterdi. Hz. Hacer’in oğlu İsmail’e su bulmak için iki tepe arasında, telaşla koşuşturmasının tabi tutulduğu imtihanı, Allah’a olan güveni ve inancı uğruna sıkıntılara göğüs germesine, bir ödül olarak başarmasının anısını canlandıran bu uygulama, Mekke’de putperestlik inancının yaygınlaşmasıyla terk edilmiş, İslam’ın gelişiyle birlikte tekrar hac ve Umre’nin bir parçası olarak başlatılmıştır.

Tavafı bitirip, namazı kıldıktan sonra Zemzemi içip Safa tepesine Say yapmak üzere yöneldik. Dualar edip Say etmeye başladık, iki tepe arasında bir yerde yeşil ışıklar var, o ışıklara gelindiğinde erkekler koşmaya başlıyor, kadınlar ise biraz daha hızlanıyor. İnsanın aklına Hz. Hacer’in yaşadıkları geliyor. İnsan o zorluğu ve güçlüğü hissediyor. Allah sizlere de nasip etsin. AMİN